Seyahatteki Sıhhat

Dünya üzerinde hatta evrende ne kadar küçük bir nokta olduğumuzun ayırdına varmak için en uzaktan, resmin en dışından bakmalı insan kendisine. Baktığı nokta büyüdükçe ego ve tatminsizliğine yenilen bireyler daha çok tüketen birer bağımlıya dönüşüyorlar. Bu tehlikeli varoluş süreçlerinden sağ kurtulabilenler için hayat, keşfedilmeyi bekleyen el değmemiş bir uzaya dönüşüyor.

Süleyman Erdem

Doğa ve onun kusursuz işleyişi o kadar mucizevî ki, dünya üzerinde farklı kültür ve toprak parçaları üzerinde adımlarken kendi deneyimlediklerim, buna birer örnek oluşturacak kadar karmaşık ve uç kutuplardaydı. Uzun yıllardır başımdan geçenleri insanlar, kimi zaman cesaret ve özgüven kimi zaman da şans şeklinde yorumladı. Bu sıfatların elbette hiçbiri benim yoldayken duyduğum hislere tam anlamıyla karşılık gelemez fakat orada bir yerde yaşanmamış birçok güzel anı beklerken duyduğum heyecanı belki cümlelere dökebilirim.

Hayat boyunca etrafındaki birçok insan ve nesneye önyargı besleyen bir toplumda büyümüş olmanın verdiği o kasvetli ve ketum durumdan kurtulmak ancak seyahat ile mümkün olmuştu. Babamın hep dediği ‘seyahatte sıhhat vardır’ cümlesi kulağıma iyi küpe olacak ki, yılların ve yolların ardından onu daha iyi anlayabiliyorum.

Hayat boyunca etrafındaki birçok insan ve nesneye önyargı besleyen bir toplumda büyümüş olmanın verdiği o kasvetli ve ketum durumdan kurtulmak ancak seyahat ile mümkün olmuştu. Babamın hep dediği ‘seyahatte sıhhat vardır’ cümlesi kulağıma iyi küpe olacak ki, yılların ve yolların ardından onu daha iyi anlayabiliyorum.

Seyahatin iyileştirici ve yenileyici gücüne ancak bir farkındalık noktasının ardından erişebiliyor insan. O noktaya ulaşmak içeride biriktirilen manevi yoğunluğa bağlı esasen. Bu yoğunluk kimi zaman dokunabildiğiniz hayat sayısı ile kimi zaman da tecrübe ettiğiniz duygular ile ölçülebiliyor ancak.

Ortalama bir insan ömrünün her saniyesini heyecan ve tutku dolu bir serüvenle beslemek elbette mümkün olmayabilir. Mecburiyetler ve sorumluluk dolu hayatlarımıza çok dalmamak gerek belki de. İyi bir okul, askerlik, iyi bir iş, iyi bir eş ve iyi bir emeklilik furyasında bastırılmış gençlik hayalleri ile büyümüş nesiller… Yan yana sıralayınca ne kadar da distopik geliyor değil mi? Yaşadığımız hayatların özeti bu iken bir şeyler yapmalı. İşte bu dürtüyü merak ve keşif duygusuna çevirebilen biz gezginler kendimizi şanslı hissediyoruz.

Dünya üzerinde hatta evrende ne kadar küçük bir nokta olduğumuzun ayırdına varmak için en uzaktan, resmin en dışından bakmalı insan kendisine. Baktığı nokta büyüdükçe ego ve tatminsizliğine yenilen bireyler daha çok tüketen birer bağımlıya dönüşüyorlar. Bu tehlikeli varoluş süreçlerinden sağ kurtulabilenler için hayat, keşfedilmeyi bekleyen el değmemiş bir uzaya dönüşüyor.

Gezme kültürü kavramı bizde henüz tam oturmasa da bunu oluşturmak biz bireylerin elinde. Kabuklarımızı kırmalı, hayalleri ötelemeyi bırakmalıyız. Unutmayın zaman o kadar hızlı geçiyor ki, bazı keşkeler her şeyden daha hızlı geliyor. Sıhhatli seyahatler dileğiyle.