Roller ve Arketipler

Başkalarından kabul görmek ve toplumda bir yere sahip olmak için edindiğimiz kimliklerin kendilerine ait rolleri vardır, yani bu rolleri biz yaratmayız. Roller çok önceden tanımlanmıştır, bize düşen onlara uymak ve yaşamaktır.

Tutku Çetin

Baştan çıkaran kadın, sert maço erkek, anlaşılmayan sanatçı, bilgisini sergilemeyi seven kültür adamı, kendini yoksullara adamış hayırsever, kuralcı öğretmen, melankolik şair, koruyan-besleyen anne, sert baba, daldan dala konan şıp sevdi, acıların kadını-adamı, ortamların vazgeçilmez insanı, toplumdan kaçan münzevi, boşanmış kadın, orta sınıf ev kadını, başarılı iş adamı-kadını, başarısız insan…   

Kulağa tanıdık geliyorlar değil mi? Hemen hepimizde bir ya da birkaç tanesi bulunuyor çünkü, hepimiz yaşamımızın bir döneminde kendimizi bunlarla tanımladık, tanımlamaya da devam ediyoruz. Bazılarımız ise yaşamının tamamında kendini bu rollerle tanımlamakta. Bu bir sorun mu? Evet, bu bir sorun.  

Kendimizi rollerimizle tanımlamamız ciddi bir sorundur çünkü bu durum, bizim gerçekte olduğumuz insan hakkında hiçbir fikrimiz olmadığı göstermektedir. Gerçek benliğimize o kadar uzağızdır ki, kaybolmamak için sahte de olsa bir kimlik edinmek ihtiyacı duyarız. Başkalarından kabul görmek ve toplumda bir yere sahip olmak için edindiğimiz bu kimliklerin kendilerine ait rolleri vardır, yani bu rolleri biz yaratmayız. Kuralcı öğretmenin rolü bellidir zaten, melankolik şairin de öyle. Roller çok önceden tanımlanmıştır, bize düşen onlara uymak ve yaşamaktır. Kulağa hiç de hoş gelmiyor, değil mi? Echart Tolle bu rollerin sosyal arketipler olduğunu söylemektedir.

Rütbe ve etiket peşinde koşacak kadar uzaksak gerçek benliğimize, o zaman arketipler bizim yerimizi alır ve bizim hayatımızı yaşarlar.

Arketip kavramı ilk kez, ruh bilim alanında çok önemli bir yere sahip Carl Gustav Jung tarafından dile getirilmiştir. Jung arketipleri insan davranışlarının altında yatan bir tür itici güç olarak tanımlar. Onlar Kollektif Bilinçaltı’na aittirler, insanlık mirasıdırlar. İnsanlık tarihi boyunca sürekli olarak tekrarlanan duygu-düşünce-davranış kalıplarından oluşmuşlardır, öğrenilmezler, orada-ortak bilinçaltında hazır halde bulunurlar. Ancak benimsenen roller sayesinde yaşamımızda var olurlar. Kendimizle ilgili inancımız ve benimsediğimiz rol, arketipin enerjisine kapı açar. Ve evet, arketipler enerjetik varlıklardır aynı zamanda. Ama onlar iyi ya da kötü tanımlarının dışında yer alırlar.  

Bu enerjetik yapılarla her zaman iç içeyiz, ancak, onlardan nasıl etkilendiğimiz tamamen bizimle ilgilidir. Eğer gerçek benliğimiz, özümüz hakkında gerçek bir bilgimiz varsa, eğer çoğu zaman “Kendimiz” olabiliyorsak, eğer uykudan uyanmış ya da uyanmak üzereysek, herhangi bir kimlik-etiket peşinde koşmaya gerek duymuyorsak artık, bu etiketin-kimliğin gerçekte olduğumuz varlığı kısıtladığının bilincine vardıysak, arketiplerin enerjileri yardımcımız olurlar. O zaman şifacı, yardımsever, rehber, besleyici-büyütücü anne, öğretmen, öğrenci, mistik ve daha birçoğu enerjileri ile bizi besler, öğretir, kendimizi daha iyi ifade etmemiz için destekleyicimiz olurlar. Ama hala rütbe ve etiket peşinde koşacak kadar uzaksak gerçek benliğimize, o zaman arketipler bizim yerimizi alır ve bizim hayatımızı yaşarlar. Bizse, gerçekleşmeyi-ortaya çıkmayı bekleyen özümüze giderek yabancılaşır, benimsediğimiz rolümüzden ibaret olduğumuza inanırız. Bu durumda, gerçekten “yaşadığımızı” iddia edebilir miyiz?  

İtalya’daki Apollon tapınağının üzerinde “KENDİNİ BİL” Yazmaktadır. Yeryüzünde duyulabilecek en bilgece sözdür bu.

En Çok Bilinen Arketiplerden Bazıları:

Çocuk, Kurban, Sabotajcı, Fahişe, Asi, Kurtarıcı, Kahin, Aşık, Baştan çıkarıcı, Mistik, Öğretmen, Münzevi, Büyücü, Mürit, Öykücü, Bilge, Hilebaz, Prens, Prenses, Zorba, Savaşçı, Şaman, Yargıç, Sanatçı, Rahip, Soytarı, Simyacı, Şövalye, Tanrıça, Tanrı, Dedektif, Dilenci, Hizmetçi, Anarşist, Hırsız, Devrimci, Palyaço, Yazıcı, Diplomat, Öğrenci…