Benliklerden Gelen Işık…

Sarı odalarda duran Minik Serçe’nin ışıkları nerede? Sigaranın kokusu hala üzerindeyse, orada olmadığını ya da sigara içmediğini kim iddia edebilir ki?

Avni Onur Sevinç

Duygular algımızı ve realitemizi tanımlayan en önemli maddelerden bu dünya hayatında. Bir çoğumuz ne yapacağız bu duyguları der … Keşke duygular olmasa, hep düşünceler olsa. Ütopyalar, distopyalar arasında kuramsal olarak yaşasak ve zihnin yarattığı labirentlerde dolaşıp dursak.

Dursak?

Duralım. Ne diyelim durması için? İçinde olduğumuz fizik bedene dur! diyelim; Dur! Bu duyguyu şu anda alma. Bu bir kırıklık. Burada bir problem var. Bu anın seni bu şekilde sarmasına izin (?) verme. Olay anı titreşimlerini düzgün yere düşür. Negatif imajinasyon yapma… Uff, liste uzadı. Selfie çekip sosyal medyaya yüklemek isteyen modern/çağdaş     “bilge adamı” ne yapacağız ? İki ayağının üzerinde durmasının sorumluluğu/paydaşlığı nerede?

İhtiyaçları daha da belirgin hale gelen varlık sadeleşmeye başlar. Örtülerini açar, kırıklıkların altına inmeye başlar.

Büyük denizlerin balığı bizi yuttu mu? Şişeleri denize yazıp attık mı? Atalım. Bunların arkasındaki sembolizme bakalım. Şöyle geçmiştir: “Rab ona şöyle dedi: Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur.  Ey akılsızlar! Dışı yapanla içi yapan aynı değil mi?  Siz kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için her şey temiz olur.” Luka 11:39-41

Kendini bilmek, kendini objektif gözleme getirme hali içindir. Bunun aşamalarında entelektüel merkezin susmaya başladığını fark edersiniz, ya da; bir dakika, seninle daha sonra ilgileneceğim deyip, gelen düşünceyi ya da imajı yönlendirebilirsiniz.

Dışarıdaki kırıklıklar bizim için bir ölçüt değil, içi yapan dışı da yaptı. Bardağın neden dışını yıkarsın ki? “Kendini içten  güzelleştirebilirsin “ demiş Rab. İçini yıka, o dışını da temizler. İşte, uzun zaman önce benliklerle ilgili söylenmiş en kritik sözlerden biri. Kendini bilme denilen yolun/çalışmanın nasıl da başlaması gerektiğinin sinyalini vermiş İsa öğretmen. Dikkat içte olmalı, sen merkezlerindeki dikkatte olmalısın. Dışsalı kâle alma halinde yaşarız çoğu zaman; bana onu dedi, bana böyle baktı bana dudak büktü bana şöyle davrandı. Eee? Zihinsel merkezin otomatik tanımlaması ne diyor şimdi sana, dikkatin dışarıdaysa? Kişide bununla ilgili senkronize olmuş duygular açığa çıkar, fizik beden kimya dengesi değişir.

O zaman elde var bir. Duyguların değişmesini gözlersek, kırıklığı da yakalarız. Sanki içimizde bir iplik da var ucu dışarı çıkmış gibi. Eğer dikkat edip de bir defa tutarsak bunu, içerideki yumak olmuş kırıklıklara, yanlış izlenimlere de ulaşma şansı elde edebiliriz. Dıştan içeri, kendimize doğru giden bu yolda işe duygularla başlayabiliriz. Daha sonra merkezler fikri gelir, hidrojenler, enegram derken kadim bilgelik bizde yavaş yavaş açılmaya başlar. Bunlar zihinle yapılacak şeyler de değildir. Grup çalışması gerekir.

 

Benliklerin fizik bedendeki duyguları değiştirmesi gözlenebilir ve buradan yola çıkılabilir dedik. Peki, benliklerin oluşması hep devam mı edecek? Onu gözlemle bunu gözlemle çabası, “daha iyi“  ve “daha mutlu olmak“ için verilen bir çaba değildir. Bunu anlamamız lazım; Kendini bilmek, kendini objektif gözleme getirme hali içindir. Bunun aşamalarında entelektüel merkezin susmaya başladığını fark edersiniz, ya da; bir dakika, seninle daha sonra ilgileneceğim deyip, gelen düşünceyi ya da imajı yönlendirebilirsiniz.

İhtiyaçları daha da belirgin hale gelen varlık sadeleşmeye başlar. Örtülerini açar, kırıklıkların altına inmeye başlar. Çalışmada yardımcı kahya uyanır ve gözlemci “ben”i efendiye doğru götürür.

Neyin “efendisi“? Varlığın, merkezin, kendini hatırlama ve uyanmaya başlamış olanın efendisi. Dokuzlular içinde dolaşma zorunluluğu kalmamış, objektif gözleme, varlığının ihtiyacına gelmiş bir varlık. Bu durum, kalpteki noktası uyanmış varlıklarla, ezoterik gelenekten gelen bir grupla yapılacak çalışmalarda ortaya çıkabilir …

Bu yüzden benliklerinizi dövmeyiniz, bir benlik başka benliği dövüyor çünkü. Nicoller’de buna tost makinesiyle kıyma makinesi benzetmesi yapılır. Enerjiniz gider, zihinsel diyaloglar yapıp kendinizi ne aklayın ne de kendinizi suçlayın. Onlar konuşa dursun, onlar sizin varlığınız için elinizde halletmeniz gereken şeyler. Onlardan gelen ışığa iyi bakın, içeri sızan ışığın farkında olmak, çalışmanın kapınısı çalmak demektir …

İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.” Yuhanna 3:20.

Kapıyı çalın dostlar.

Ahenkten olacağımız zamanlara…