Gerçeklik Algısının Dönüşümü

Ya, “Dünya benim dışımda, benden bağımsız olarak vardır” anlayışıyla sürüklenip toza dönüşeceğiz, ya da, “Ben anca, varolan her şeyle birlikte varım” demeyi öğreneceğiz.

Kendimizle ilgili duygu ve düşüncelerimiz dahil olmak üzere başkalarıyla kurduğumuz tüm ilişkilerde ve yaşamı algılayışımızda belirleyici olan, “Gerçek” hakkındaki kabullerimizdir. Bizler insanlık olarak çok uzun zamandan beri ayrılığa, korkuya ve düşmanlığa dayanan bir gerçeklik anlayışını sürdürmekte ve bunun sonuçlarını yaşamaktayız. Geldiğimiz noktada, bu anlayışı sorgulamak ve sonuçlarını fark etmek artık kaçınılmaz olmuştur. Görmek ve bir seçim yapmak zorundayız: Ya, tüm yaşamı, dolayısıyla kendimizi de yok edene dek, düşman olduğunu düşündüğümüz bir dünya ile savaşmaya devam edeceğiz, ya da değişmeyi başaracağız. Ya, “Dünya benim dışımda, benden bağımsız olarak vardır” anlayışıyla sürüklenip toza dönüşeceğiz, ya da, “Ben anca, varolan herşeyle birlikte varım” demeyi öğreneceğiz.

Bu bütüncül anlayış, insanlık olarak içinde bulunduğumuz mutsuzluğu ört bas edip, sözde “gerçekler”den korunmak için uydurulmuş bir kılıf değildir; tam tersine, bizi yaşamdan ayıran bilinçsizlik kılıfını üzerimizden çıkarıp atmamızı söyleyen evrenin dilidir. Ve bu dil sadece kalbimize fısıldamakla kalmıyor artık; Yeni Zihin Bilimi’nden Kuantum Fiziği’ne, Yeni Biyoloji’den, Derin Ekoloji’ye kadar tüm bilimlerce de destekleniyor. Yeni bilimler bize gerçekliğin yapısıyla ilgili olarak şunları söylüyor:

Hiç bir varlık ve olay diğerlerinden ayrı, kopuk, yalıtılmış değildir.

Biz ve diğer varlıklar arasında daima bağlar vardır ve bu bağlar sayesinde birbirimizle sürekli olarak etkileşimde bulunuruz. Davranışlarımızla, hatta duygu ve düşüncelerimizle bile çevremizi etkiler, şekillendiririz. Bu yüzden, nasıl olduğumuz, neler düşünüp hissettiğimiz ve neler yaptığımız çok çok önemlidir.

Varlıklar arasında gerçek anlamda ayrılık ve yalıtılmışlık olmadığı için istesek de yalnız olmamız mümkün değildir. Yalnızlık sadece zihinsel bir tutum ve inançtır. Bir dağın tepesinde tek başına kalsak ya da inzivaya çekilmiş olsak bile diğer insanlarla aramızdaki bağ varlığını sürdürür, etkileriz ve etkileniriz.

İnsanları, varlıkları ve olayları kendimizden ayrı olarak görsek de, Başkaları olarak gördüğümüz tüm insanlar ve varlıklar gerçekte bizim uzantımızdır. Aynı enerjetik alanın uzantıları olduğumuz için onlara yaptığımız iyi-kötü her şeyi gerçekte kendimize yaparız. Başkalarının kaybı üzerine kurulan zaferler gerçekte bir yanılsamadır; birimizin kaybı aslında hepimizin kaybıdır. Her birimiz, devasa bir ağacın aynı köklere, aynı gövdeye bağlı sayısız ince dallarından biriyiz. Gerçek bir gelişim ve evrim hep birlikte olandır.

Dünya gözlemcinin, gözlemci de yaptığı gözlemin parçasıdır.

Herkes için tam olarak geçerli olan, tam olarak aynı biçimde algılanan bir dış gerçeklik yoktur. Deneyimlediğimiz gerçeklik bizim algı sınırlarımıza ve kabul ettiğimiz gerçeklik modeline bağlıdır. Bu nedenle gözlemci her zaman gözlediği durumun bir parçasıdır ve bu yüzden onu etkilemektedir.

Bizim dışımızda, bizden bağımsız bir gerçeklik olmadığı için, şahit olduğumuz, gözlediğimiz olaylar daima bizimle de ilgilidir. Sorunlarımız ve mutluluklarımız bizim dışımızda gelişmezler. Bizler insanları yargılarken de, dünyayı değerlendirirken de kendimizi çevremize yansıtırız. Bu bakımdan dünya devasa bir aynadır ve biz onda yansımamızı görürüz.

Çevremizde yaşanan mutluluk ve mutsuzlukta payımız vardır ve durum her zaman bizimle de ilgilidir. Ailemizle, eşimizle, çocuğumuzla, arkadaşlarımızla yaşadığımız sorunların ardında yatan en önemli neden, bizim olayları algılma biçimimiz ve verdiğimiz tepkilerdir. Olaylara bakışımızı değiştirdiğimizde gördüğümüz dünya da değişir.

Olaylar bulundukları yerle sınırlı kalmazlar, Ağ sayesinde her şey her an her şeyle bağlantıdadır.

Bu, zamanın ve mekânın dışında bir bağlantıdır. Bir yerdeki olay gecikme olmaksızın diğer her şeyi aynı anda etkiler. Bu eş zamanlı bağlantı, doğanın zamandan ve mesafeden bağımsız iletişim hattıdır. “Yüzüncü Maymun Kuramı” bunu açıklar.

Olaylar yalnızca ilgili oldukları alanlarla da sınırlı kalmazlar; yaşamın görünüşte bağımsız, ilgisiz alanlarını da etkilerler. Olumlu bir gelişme kaydettiğimizde, bunun etkisini çok geniş ve farklı çevrelerde de görürüz.

Önemli bir değişimin meydana gelmesi için küçük bir davranış değişikliği bile yeterli olabilmektedir.

Önemsenmeyen çok küçük çaplı hareketler tahmin edilmeyecek çapta büyük değişimlere yol açarlar, tek bir domino taşının etkisi gibi hiç beklemediğimiz kadar büyük ölçekli sonuçlar verebilirler. Çok küçük olumlu bir davranışın etkisi dalga dalga yayılarak büyüyebilir. Sistemler uyum içinde çalıştığında küçücük etkileşimlerin birikerek artan etkileri büyük sonuçlara yol açarlar. “Kelebek Etkisideyişi bunu tanımlamaktadır

“Çin’de kanatlarını çırpan bir kelebek, Yağmur Ormanları’nda fırtınalar yaratır.”

Narin de görünseler, kanatlarımızın gücünü küçümsemeyelim 🙂