Hatalı fakat ‘kusursuz’ bir mandalanın hikayesi…

KUSUR ÜZERİNE; “Kusur” eksik, noksan, özür olarak geçiyor TDK’da. Olmaması gereken, olmasa iyi olur diye nitelediğimiz ve kusur olmaksızın yaşama hali için çabaladığımız bir kelime sadece. Şimdi bugün çizmiş olduğum bu mandala benimle bu değer üzerine sohbet etti. Şöyle başladık bu kısa yolculuğa.

Geçtiğimiz hafta spiritüel anlamda beni haliyle yoran bir süreçten geçiyordum. Majik enerjiler, dengelenmemiş dişil enerjiler ve bu çevresel dengesizliğin getirisi bilinçaltı sohbetleri ve cevap aramalar. Ve nihai sonuç, yorulmanın verdiği eylemsizlik hali.

Dün gece ertesi sabah yeni güne uyanıp bir mandala yaratmanın hayaliyle uyumuştum. Bugün bu mükemmel güne uyandığımda eylem vaktidir diyerek önüme bomboş bir kağıdı ve boya kalemlerimi aldım. Ve evet dedim, herhangi bir ölçü ve alet kullanmaksızın tamamen el becerime bırakıp, çizmeye karar verdim bu mandalayı. Ve çizeceğim mandalanın bana anlatacağı hikayeyi dinlemeye niyet ettim. Ölçüsüzlük, simetrisizlik, kağıdına sığmamışlık, taşmışlık ve hata yapmışlık.

Boyamaya geçtiğim esnada ölçüsüzlükten ve simetrisizlikten daha büyük bir hata yaptığımı farkettim sonra. Ve hatamı kapatmamayı seçerek o beyaz bırakılmış alanları, hatamın kabul edilmişliğinin bir resmi olarak boş bıraktım. Derin bir oh çektim sonra.

Hayatlarımızda zaman zaman ipin ucunu kaçırıyoruz bir yerlerde ve ardından gelen her şeyi kontrol etmek isteme yanılgısına düşüyoruz. Halbuki bazen de ipin ucunu kaçırmak farkındalığımızla birlikte hatalarımızı içsel kusursuzluğa çevirmenin en güzel yolu olabiliyor.

Bu benim en “hatalı” fakat en “kusursuz” mandalamın hikayesi. Kusurlarınızı farkındalığa ve içsel mükemmeliyete dönüştürebilmeniz dileklerimle. Olduğumuz halimizle güzeliz.

Derya Özge Özer