Dönüşüm kartı diyor ki…

“Dönüşüm”le ilgili Osho Zen Tarot kartları ne der acaba diye yoğunlaştığımda, tek bir kartla değil, bir açılımla ilhamın geleceği yönünde aktı enerjim ve ‘kanatlarını açmış kuş’ açılımı masa üstündeki yerini alıverdi.

Malum Tarot, istediğimiz her konuda bize işaretleri ya da cevabı verir ve doğal olarak, kartlara istediğimiz her şeyi sorabiliriz. Ama asıl olan, tarotun, bildiklerimizi ya da hissettiklerimizi açığa çıkarma araçlarından biri olduğuna aymak. Bir konuya ilişkin çekilen her kart ya da gerçekleşen her açılım, aslında o anda fark etmeye biraz gönülsüz olduğumuz ancak derin düzeyde tam da görmeye niyetlendiğimiz şeyin doğrudan yansıması. 

Bu açıdan baktığımda, kolektif bilincin ya da ortalama bilincimizin tam da şu anda “Dönüşüm”le ilgili bulunduğu noktaya ilişkin çok net, yüzleştirici ve hatta acımasız vurgular yaptığını söyleyebilirim masa üstündeki bu açılımın ☺

“Öyle zamanlar gelir ki, yapılacak tek şey vardır. Tohum ekilmiştir ve çocuk rahimde büyümektedir. Yapılması gereken tek şey uyanık ve bir o kadar da sabırla, olanı beklemektir.  Tatmin içinde, hiçbir sabırsızlık göstermeden, uykulu ya da umursamazca değil, önemli bir şeye hazır olarak beklemek… Aynı gebelik gibi… Doğacağından emin olarak… İçimizde gittikçe büyüyen dönüşümün tüm evrelerine şahit olarak… Ve bu gizem dolu bir zaman, aynı şafaktan önceki saatler gibi. 

Tüm varoluş ‘doğru an’ı bekler ve beklemek, belki de unuttuğumuz bir yeti.

Beklemeye ve sabretmeye direnç gösterdiğimizde ne olur? Dönüşümün bize getireceği o muazzam hediyeyi, başkalarının gözündeki onay ve başarımızla takas ederiz. Ödün vermeye başlarız. Kafamız karışır. O teknik, bu teknik, yarı teknikler ve çabalarla kendi gerçeğimize sırtımızı döneriz. Bir şey, bir çok şey kazanmaya çalışırız. Dönüştüğümüzle ilgili kanıtlara, alkışlara ihtiyaç duyarız.

Ve aynı anda birçok şeyi başarmaya, becermeye çalışırız.  Özellikle mükemmelci olanlarımız, o kadar savunmasız kalır ve strese girer ki… Önemli ve özel olduğumuzu hissetmek için, bu başarı hazzı için… Oysa ‘dönüşüm’ bütünden ayrı olmadığımıza uyanmakla başlar ve tüm kişisel hedefler nevrotiktir. Çaba göstererek, mücadele ederek, herhangi bir şey için savaşarak dönüşümün gerçekleşeceğini düşünmek ne büyük gaflet. Onun yerine gevşeyip, olacağına varmasını beklemek, benliklerimizdeki gerilimi azaltır ve dönüşüm enerjisi, sadece gevşemiş ve boşlukları olan yerleri sever.

Sezgilerimiz bizi bu konuda destekliyor olsa da, açılımın vurgu yaptığı şeylerden biri de mukayeseli zihinsel kalıplarımız… Hala kendimizi ya da diğerlerini başka bir şeyle karşılaştırıyoruz. Zihnimiz, üstünlük ya da düşüklük yargılarımız, kimin daha güzel, daha yetenekli, daha güçlü ya da daha zeki vs. olduğuyla ilgili tanımlar üretmeye devam ediyor. Dönüşüm ya da ruhsal büyüme yolculuğunda birbirimizle olanca bir yarışa giriyoruz. Kendi potansiyellerimizi tam aktive edemememizin sebebi de bu gibi görünüyor. Kendi mevcudiyetini ve varoluşunu başka hiçbir referans noktasına dayandırmadan, karşılaştırılamaz şekilde tekil, tam ve kusursuz oluşumuza aymak konu içindeki en önemli ayak gibi…

Ve tam burada ‘bilinç’ devreye giriyor. Zihnen anlamaya çalışmak, dönüşümün önündeki en büyük engel gibi görünüyor. Dönüşecek olanın bilinç olduğu ve bunun sonsuzluğu, bu yolculukta nihai bir hedef arayan zihne dur diyor. Kuşku duyarak, sorular sorarak, bitmek bilmeyen çile dolu yanını doyurmaya çalışarak, acele edenin, sabırsız olanın zihin olduğu çok açık. Ve ne yazık ki istediği yere hiç ulaşamayacak. Zira yorulacak, yaşlanacak ve ölecek olan bedenin içindeki zihin, sonsuz olan benlikle yarışacak kulvar bulamıyor.

Ve zihin aynı zamanda fena halde politik. Planlamak, durumları ve insanları istediği gibi kullanmak, böylece istediğini elde etmek, zihnin doğasında var. Dönüşüm yolculuğunda, sevgiye bürünmek, diğerlerini affetmek, kabul vermek  ya da tırnaklarını çıkarıp hayatın hayhuyuna ahenk göstermek, savaşmak vs. bunların hepsi bir oyun. Bu oyunu oynayıp oynamadığınıza bir bakın. Oyun oynamaya devam etmek, kendinizle yüzleşmekten daha kolay olabilir. Ancak unutmayın dönüşüm, çıplaklara, iki yüzlülerden daha yakın. Herhangi bir imaja tutunmak, politik davranmak ya da ödün vermek yolu uzatan ve hatta tekrara düşüren etkenlerden sadece bir kaçı.

Ve son olarak, zihninin yerine saf alıcılığı yerleştirmiş, dişil, pasif, sürekli kendini boşaltan, sonra dolan, taşan, sonra yine alan, evrenin mükemmel ahengine uyum gösteren su kraliçesi ☺ Yaşam ne getirirse getirsin, beklenti ya da talep olmadan, ne erdem, ne görev, ne de ödül düşünmeden, kaynağını sadece yaşamdan alan varoluş biçimi. Duyarlılık, sezgi ve şefkat, bizi birbirimizden ve bütünden ayıran tüm engelleri yok ediyor. 

Dinlemekle başlıyor her şey. Dinlediğiniz zaman, tüm mücadele bitiyor. Söylenecek sözün, kanıt ve alkış aramanın yerini sevecenlik alıyor. Osho şöyle diyor: Dinlediğiniz zaman bir geçit olursunuz. Bir rahim olursunuz. Dişil olursunuz. O zaman yeniyi, dönüşümü doğurursunuz. Varmak için, dişil olmanız gerekir. Tanrı’ya, saldırgan istilacılar, fatihler olarak ulaşamazsınız. Daha doğrusu, ancak dişil bir alıcılığınız olduğu zaman Tanrı size ulaşabilir. Kapı ancak o zaman açılır.

Dönüşüme niyet ediyoruz ve bir dolu simge devreye giriyor. Yanılsamayı kesen kılıç, deri değiştirerek kendini baştan yaratan yılan, parçalanmış zincirler, ikiliği aşmanın ve bütünlenmenin yin&yang figürü vs… Dönüşüm yolculuğu içinde bize yön veren tüm bu işaretler ya da teknikler, olumlamalar, çalışmalar, her biri mutlaka bu yola hizmet ediyor. Bununla beraber hakiki dönüşüm; ancak zamanı geldiğinde, üstelik çabaların bir sonucu olarak da değil, her birimiz için çok kişisel ve derin bir bırakışın sonucunda gerçekleşiyor. Dönüşüm de ölüm gibi, sadece zamanı geldiğinde geliyor.

Yeşim Özlem