Çilekli Dondurma

Bütün gün oturdum, yazı hazırlayacağım diye ilham bekledim. Yoga nedir, gel de kelimelere dök. Yoga öyle “oh esnedim çok rahatladım”la bitecek gibi değil ki… Ama uzun uzadıya yogayı anlatmak ta, çilekli dondurmanın tadını, onu hiç yememiş birine anlatmaya benzer. Ne kadar anlatırsan anlat, “şekerli” de, “koyu pembe”, “soğuk” de, yemiş kadar olamaz insan; yemeden anlayamaz tadını. Yoganın da çilekli dondurma gibi tadına varmak lazım; anlatmak zor… Yine de dilim döndüğünce, parmaklarım klavyenin tuşlarına bastığınca, öğrendiklerimi aktarmaya, yaşadıklarımı ve başımdan geçenleri paylaşmaya çalışacağım.

Bundan beş sene önce, Amerika’da üniversite okuduğum ve çok da mutsuz olmadığım sıralarda, bir arkadaşım alıp beni üniversitede düzenlenen Art of Living kursuna götürdü. Kurs sırasında, bir nedeni olmadan da mutlu olabileceğimi hatırladım. Çocukken vardı o nedensiz neşe hali içimde. Ama bir yerlerde düşürdüm mü ne olduysa, gitmiş o benden bir ara. Artık gidip gelmesin, hep kalsın diye de koala ayısının ağacına sarıldığı gibi sarılıyorum yogaya. Ta ki yoga da olmadan kalabilene kadar o hisle. 

Bu akşam, sıkça katıldığım eğitimlerden biri olan, Almanya Kara Ormanlar’da Art of Living uluslararası merkezine Sri Sri Yoga öğretmen eğitimi kursuna asistanlık yapmak üzere geldim. Sevgili öğretmenimiz Acharya Krishan Verma, derse, “yoga mutlu olmak için yapılır” diyerek başladı. Sonra bize “zaten siz çok mutlusunuz, niye burdasınız?” diye sordu. Herkes güldü. “Her mutlu olduğunuzda yogisiniz, ama bu hali hep sürdüremiyorsunuz, değil mi? İşte burada 2 hafta bu hali yaşamımızda da sürdürebilmeyi öğreneceğiz” diye devam etti.

Dikkat ederseniz, mutluluğu hep gelecekte bir güne erteliyoruz. Küçük bir çocuğa sorun, “mutlu musun?” diye. “Mutluyum da, ağabeyim gibi büyüyünce daha mutlu olacağım,” der. Ağabeye sorunca “mutlu musun?” diye, “mutluyum da, üniversiteye kapak atsak daha mutlu olacağız,” der. Üniversitelilere sorun, “bir de mezun olsak da ne mutlu!” diyecekler. Mezun olanlar, iş bulup, yuva kurup çoluk çocuğa karışınca daha mutlu olacaklar. Yuva kuranlara, çoluk çocuğa karışanlara bir sorun, “şu çocukların mürüvvetlerini görseler” daha mutlu olacaklar. Çocuklar büyür, torun torbaya karışınca da “keşke genç olsaydık” deriz.

Sürekli mutluluk arayışı ve hayatı erteleme döngülerinde sıkışıp kalıyoruz böyle. Mutluluğu ararken strese giriyoruz, sağlığımızdan oluyoruz. Yoga, bu sıkışıklığa karşı sunulan bir alternatif. Yoga’nın kökeni binlerce sene öncesine; Hindistan’a dayanır. O, herkes tarafından uygulanabilen evrensel bir. Ermişler, derin meditasyonları esnasında vardıkları anlayışlar sonucunda, insanların nasıl daha kaliteli, mutlu, sağlıklı ve farkında bir yaşama sahip olabileceklerini düşünüp, bazı yol yordamlar bulmuşlar ve buna “yoga” demişler. Yoga, “yuj” kökünden gelir ve Sanskritçe bir kelimedir. Anlamı birleşmektir. Evrensel bilincin bireysel bilinçle birleşmesidir yoga. Düşüncelerinizi hiç farkettiniz mi? Geçmişle gelecek arasında nasıl da salınım halindeler. Bu salınımın yavaşlaması ve zihnin şu ana gelmesi yogadır…

Yoganın pek çok çeşidi vardır : Bhakti Yoga, Karma Yoga, Ashtanga Yoga, Gyana Yoga, vs… Daha çok fiziksel ağırlıklı olması nedeniyle batı dünyasında popüler olan yoga çeşidi “Hatha Yoga”dır. Hatha yoga, meditasyon, esneme hareketleri (asanalar) ve nefes egzersizlerini (pranayamalar) de içerir.

Uluslararası Yaşama Sanatı Vakfı’nın kurucusu ve hayırsever bir barıştırıcı olan Sri Sri Ravi Shankar, “nefes, zihinle vücudu birbirine bağlar, zihninize ve düşüncelerinize zihin seviyesinden kontrol edemiyorsanız, nefes yoluyla kontrol edebilirsiniz,”  diyor.

Gelecek yazımda başlı başına bir konu olan nefesten ve nefis ve mucizevi bir nefes tekniği olan Sudarshan Kriya’dan bahsedeceğim)

Arzu Özev