Bin Yıllık Sorulara Bin Yıllık Cevaplar (II)

İnsana düşünme şekli toplum tarafından verildiğinden, 

her ne yaparsa yapsın insan, 

her ne okursa okusun,

o zihinle okuyacak, yapacak ve anlayacaktır… 

Bu nedenle şüphe etmez, 

okuduklarını anlayamamış olabileceğinden…

“Bir profesör, ünlü bir Zen ustasını ziyarete gider. Zen ustası sessiz bir şekilde çayı profesörün bardağına doldururken, profesör Zen hakkında konuşmayı sürdürür. Bir süre sonra profesör bardağının dolduğunu ve taştığını görür. Ancak halen usta çayı koymaya devam etmektedir. Bir süre sonra kendini tutamaz ve ustaya bardağın dolduğunu, artık içine daha fazla alamayacağını, koyulanların boşa aktığını söyler.

Usta cevap verir : Kabınızı boşaltmadan size nasıl Zen’i öğretebilirim?”

***

Kalıcı olan,

geçicilik…

“Öğrenci meditasyon ustasına gider ve yakınmaya başlar : “Meditasyon konusunda çok kötüyüm. Bir süre oturduktan sonra bacaklarım ve eklemlerim ağrımaya başlıyor. Bazen de yeterince uzun bir süre devam ettiğimde uykuya dalıyorum…”

Usta “Geçer…” diye yanıtlar.

Bir süre sonra öğrenci geri gelir. “Meditasyonum çok güzel” der, “Kendimi uyanık, canlı ve huzurlu hissediyorum. Muhteşem bir duygu var içimde…”

Usta “Geçer…” diye yanıtlar.”

***

Bir zamanlar yol gösteren,

bir zamanlar güç veren,

o ilerleme isteği,

gün gelir,

yol keser…

“Dövüş sanatı öğrencisi ustasına gider ve “Kendimi sizin stilinize ve öğretinize adamaya karar verdim. Bu konuda yetkin olmak için ne kadar zamanımı alır” diye sorar. 

Usta “On yıl” diye cevap verir.

“Ama” der öğrenci, “Ben daha hızlı yetkinleşmek ve ustalaşmak istiyorum. Gece gündüz demeden, çok çalışırsam, gerekirse günde on saatten fazla alıştırma yaparsam… O zaman ne kadar zamanda ustalaşabilirim?”

“Yirmi yıl” diye cevaplar ustası…”

***

Arayış,

insan için hayati bir değer taşımadıkça, 

sabah-akşam aklına,

geceleri rüyalarına girmedikçe, 

ne kadar mümkündür

yol almak?

“Usta nehrin kenarında meditasyon yapmaktadır. Genç bir adam yanına gelir ve diyalog başlar…

Genç : Üstat, sizin öğretinize girmek istiyorum…

Usta : Neden?

Genç : Çünkü Tanrı’yı bulmak istiyorum…

Usta bu cevabı aldıktan sonra aniden atılarak genç adamı boynundan tutar ve başını suya sokar. Genç adamın debelenme ve çırpınışları ile geçen bir dakikanın ardından onu sudan çıkarır. Su yutmuş olan adam, öksürüklerle birlikte hava alamaya çalışır ve bir süre sonra kendine ancak gelebilir.

Usta : Söyle bana, suyun altındayken en çok istediğin şey neydi?

Genç : Hava…

Usta : Öyleyse eve git ve Tanrı’yı da havayı istediğin kadar istediğinde gel…”

***

Hayat,

her beşerin kendisini ölümsüz hissetmesine yol açar…

Oysa;

ölümsüz değildir, beşer…

“Ün salmış bir üstat kralın sarayının kapısına gelir. Nöbetçiler soru dahi sormadan içeri girmesine izin verirler. Üstat kralın karşısına dikilir. Aniden karşısına çıkan bu ziyaretçiyi gören kral “Ne istiyorsun?” diye sorar.

Üstat : Bu misafirhane de uyumak için bir yer istiyorum…

Kral : Burası bir misafirhane değil, benim sarayım!

Üstat : Acaba senden evvel kimindi bu saray?

Kral : Bir süre evvel ölen babamındı…

Üstat : Ya daha evvel kimindi?

Kral : Uzun bir süre önce ölen büyükbabamındı…

Üstat : Ve sen… insanların bir süre yaşayıp, ardından ayrıldıkları bu yere hala “saray”mı diyorsun?”

***

Semboller ve şekiller,

zamanı geldiğinde içleri boşalarak,

yerini alır Hakikat’in…

Ancak insanların sahip oldukları tek şeydir,

içi boşalmış bu kabuk…

Sarılırlar ona…

“Manastırda sabah meditasyonu başlamadan evvel bir kedi sürekli ses çıkararak grubu rahtsız ediyordu. Bunun üzerine usta kedinin yakalanıp bağlanmasını istedi. Kedi yakalandı ve meditasyon süresince bağlı kaldı. Bu çözüm, sürekli ses çıkaran kedinin sessizliği bozmaması amacıyla hergün uygulanır hale geldi. Bir süre sonra usta öldü. Ancak meditasyonlarda kedinin bağlanması sürdü. Bir süre sonra kedi de öldü…

Ve manastır sakinleri, bağlamak üzere yeni bir kedi buldular…

Ardından meditasyon sırasında kedi bağlama ritüeli yazıya dökülerek, tarihe geçti…”

Çağrı Dörter

cdorter@gmail.com