Ayşe Kızılöz diyor ki;

“Hem oldukça yol aldığımı düşünüyorum.  Hem de daha gidecek çok yol olduğunu… Tatlı bir yerdeyim.”

Röportaj: Güler Pınarbaşı

 

Sevgili Ayşe Kızılöz’ün yola çıkışını, yolculuğunu ve yolda neler fark ettiklerini öğrenmek için bu sayımızın konuğu onu seçtik. Soğuk bir kış gününde İstanbul’da doğan Ayşe Kızılöz, babasının görevi nedeniyle iki yaşından itibaren her dört yılda bir şehir değiştirerek büyümüş̧. Çocukluğunu Frankfurt, İstanbul, Amsterdam ve Ankara şehirlerinde değişik kültürler içinde geçirmiş. Daha sonra İstanbul (Erkek) Lisesi ve İTÜ İşletme Mühendisliği bölümünüi başarıyla tamamlamış. İş hayatına turist rehberliği yaparak başlamış, sonrasında otelcilik, bankacılık, konsolosluk gibi kurumları deneyerek geniş bir deneyim yelpazesiyle hayatına devam etmiş. Bir süre kardeşi ile ortak olarak bir turizm şirketi işletmiş. 2001 yılından itibaren yoğun olarak çeşitli enerji çalışmaları, kişisel gelişim seminerlerine katılmakta olup 2006 yılından beri de Vernon Frost tarafından verilen Labirent seminerlerini organize etmekte. Birkaç yıldır, aldığı eğitmenlik eğitimlerinin ve yoğun birikiminin ardından seminerler ve seanslar vermeye devam ediyor.

Ayşe Kızılöz’ün katıldığı eğitimlerden bazıları: Prisma, Rainbow Seminerleri (Yossi Mutzafi ile), Labirent Seminerleri (Vernon Frost ile), Transformal Nefes (Joost Maaijvis), Inversion Therapy (Steve Rother), Yeniden Bağlantı (Eric Pearl), Learning Love (Krishnananda, Amana), Primal ve Tantra (Premartha- Svarup), Aile Sergileri (Bert Hellinger, Halise Baydar, Göksel Karabayır ve Premartha Svarup ve Franz Rupert ile ile), You Can Heal Your Life (Patricia Crane, Rick Nichols ile), Light Grids (Damien Wynne), Bir Dilek Tut (Gahl Sasson), Acces Consciousness (Steve Comer), Vedanta (James Swartz), Mucizeler Kursu (ACIM), Oneness of Being (Vernon Frost ile), Silva Metodu (Ayşen Edis ile).

Ayşeciğim, farkındalık yolculuğuna ne zaman ve nasıl başladığını öğrenebilir miyiz?

Farkındalık yolculuğumuza doğduğumuz andan itibaren başladığımızı düşünüyorum. Doğduğumuz dünyayı görmeye, koklamaya ve işitmeye başlayarak, farkında olmaya da başlıyoruz. Farkındalık öğretileriyle ilk tanışmam üniversitede sınıf arkadaşım Remzi Hakan Kırkoğlu ile başladı sanırım. O, bize o zamandan astrolojiyi aşıladı. Sonrasında Almanya’da yaşadım bir süre. Astroloji üzerine kitaplar ararken Hamburg’da ezoterik kitaplar satan bir dükkân keşfettim. İçeriye girer girmez bir tütsü kokusu ve huzur veren bir müzik sarardı tüm mekânı. Sanki başka bir dünyaya girmiş gibi hissederdim. Oraya her hafta uğramayı hobi edinmiştim. Huzur duyuyordum ve bir sürü değişik ezoterik kitap ile tanışıyordum. Yine bir gün Hamburg’da yürürken ummadığım bir şekilde kendimi Scientology’e ait bir tanıtım seminerinde buldum. Bu da ilk katıldığım seminer oldu sanırım.

Sonra süreç nasıl geçti? Geçtiğin dar yollar oldu mu? 

Süreç halen devam ediyor. Hem çok güzel, hem de meydan okuyucu… Sürecin en güzel yanı, geçtiğim birçok dikenli yol olsa da her geçen gün daha fazla özümdeki ben ile hayata yansıyan benin buluşması… Bütünlüğün olması. Sevginin büyümesi, şükran duyacağım şeylerin artması…

Bunca zamandır aydınlanma yaşamana vesile olan bir duygu, olay yaşadın mı? Yaşamak istediğin ya da deneyimlemek istediğin neydi?

Hastalık sürecim hızlandırılmış programa soktu beni… Hatta ölüme oldukça yaklaştığım bir deneyim yaşadım. Auramın çok büyüdüğünü ve koşulsuz sevgiye yaklaştığımı hissettim. Daha önce duygusal sorunları olan insanlar karşıma geldiğinde sadece büyük bir sevgi hissediyordum. Adeta başka bir yerden bakıyordum. Bu duygu iyileştikten sonra da bir nebze kaldı…

Uzak Doğulu bazı ustalar var, zihnin kabul edemediği becerileri var. Aynı anda hem burada, hem örneğin başka bir ülkede olabiliyorlar, ya da bedenlerindeki yaşam enerjisi olan Chi’lerini arttırıp enerjileriyle kağıt yakabiliyorlar. Bunlar beni heyecanlandırıyor.

Türk insanı duygusal ve kalbi açık… Bu nedenle verileni çabuk kavrıyor ve hızlı dönüştürebiliyor. Hayatına adapte etme kısmında ise, aile ilişkileri gibi sevgi bağları güçlü. Kişiler bu bağları koparmamak adına gerekli adımları atamayabiliyor.

 

Seni en çok etkileyen seminer, öğreti, öğretmen, kitap ne oldu? 

Benim bulunduğum yerde, en çok en az kalmıyor pek. Ben hazır oldukça, büyüdükçe hep bir sonraki adımı temsil eden yeni bir usta, yeni bir öğreti oldu. O deneyim de o an için en çok oluyor. Ama en uzun yolculuğumu organize ettiğimiz Labirent seminerlerini veren Vernon Frost ile yaptım. Halen bana öğretmeye devam edebiliyor. Kitaplar da aynı şekilde… Yine de şimdi aklıma Bhagavad Gita geldi kitap deyince. Vedanta ve Bhagavad Gita öğretilerini aldıktan sonra arayışım bitti. İçimdeki açlık, boşluk bitti. Bir şeyler tamamlandı sanki…

Uluslararası seminer ve atölye çalışmalarına da katılan birisin. Neleri farkettin bu çalışmalarda?

Evet. İlk Türk olarak, Louise Hay’in atadığı Patricia Crane ve Rick Nichols’un verdiği “Kendini İyileştirebilirsin” seminerlerinin eğitmenliğini almak üzere San Diego’da bir süre bulundum. Döndüğümde bir ay gündüz yaşayamadım. Enerjileri kaldıramıyordum. Sadece geceleri ayaktaydım. Peynir, ekmek ve çorba dışında bir şeyi de midem kaldırmıyordu. Oldukça yoğundu benim için. Vernon Frost’un Güney Afrika’da yılda bir düzenlediği uzun seminerler de özel anıları ile hafızama kazındı. Hindistan’ın Arunachala kasabasında 6 haftaya yakın kaldım. Bu dönemde aldığım Vedanta ve Bhagavad Gita öğretisi beni çok etkiledi. Kişisel gelişimin romantik döneminden, illüzyon algısında çıkıp “gerçek” ile tanıştığımı hissettim. Taşlar yerine oturdu, huzur buldum. Yine burada Shiva Shakti adında bir kadının meditasyon salonuna sabahları gidiliyordu. Sadece 15 dakikalık bir sessizlik boyunca Shiva Shakti bizlere bakıyordu. Muazzam açılımlar yaşamıştım bu deneyimden. Mooji ile satsanglar da her seferinde güzel dönüşümlere vesile oldu.

Yunanistan’ın Lesbos Adası’nda Premartha ve Svarup’tan aldığım Primal ve Tantra eğitimleri ve orada geçirdiğim iki aya yakın süre de güzel açılımlar getirdi…

Türkiye ve Dünya arasında dikkatini çeken konular neler? Türkiye bu konuda sence nerede? Önerilerin var mı?

Türkiye’de siyasi olarak içinde bulunduğumuz dönem, bence kişisel gelişimi yeterince beslemiyor. Bir kısıtlılık var… Yanlış anlaşılır korkusu ile aşırı dikkat ediyoruz. Bunun yanında Türk insanı duygusal ve kalbi açık… Bu nedenle verileni çabuk kavrıyor ve hızlı dönüştürebiliyor. Hayatına adapte etme kısmında ise aile ilişkileri gibi sevgi bağları güçlü. Kişiler bu bağları koparmamak adına gerekli adımları atamayabiliyor. Ben Türklerle çalışmayı seviyorum… Şamanizmin geliştiği topraklarda yetişen insanlar sanki bu bilgiyi genlerinde taşıyor ve çabuk hatırlıyorlar.

Hem organizasyonlar düzenliyorsun hem de terapistsin. Hangisi önce başladı?

Önce Louise Hay öğretisi “Kendini İyileştirebilirsin” seminerlerini ve nefes seanslarını vermeye başladım. Seminerin kurgusu oldukça başarılı… Çok güzel sonuçlar oluyordu. Başarılı olmama rağmen kendimi yeterli bulmuyordum.

Biraz ara verdim. Ara ara seanslar versem de daha önce yaptığım turizm işine döndüm. Bu arada Türkiye’ye Vernon Frost’u ilk getiren Zekiye Olgaçay bana ortaklık teklif etti. Bir süre ortak olarak başladık. Sonra tek başına bu seminerleri organize etmeye devam ettim. Labirent muazzam bir seminer, benim de turizmden, incentive turizmi dediğimiz daha butik guruplara hizmet etmekle ilgili oldukça iyi bir deneyimim olduğu için güzel bir sentez oldu.

Sonra hem seçtiğim çok değerli bazı seminerleri organize etmeye hem de kendim seminer ve seans vermeğe başladım. Sektöre farklı bir kalite getirdiğimize inanıyorum. Gerek eğitimlerin içeriği ve çalıştığımız eğitmenler, gerek organizasyonel altyapı olarak çok özenli ve titiz çalışıyoruz. Simültane tercüme sistemi kullanıyoruz.

Şöyle geçmişe bir baktığında farkındalıkta nereden nereye geldiğini düşünüyorsun?

Hem oldukça yol aldığımı düşünüyorum. Hem de daha gidecek çok yol olduğunu… Tatlı bir yerdeyim. Spritüal gelişimimde çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerini geçtiğimi, şimdi olgunluk döneminde olduğum hissindeyim.

İlk kendi ruhumuzun aşkı ile karşılaştığınızda, büyük bir açlıkla, iki aşığın sürekli kavuşmayı istemesi gibi doyamayıp oradan oraya atıyoruz kendimizi… Sonra daha seçici olmaya başlıyoruz. Ama yine de gücümüzü üstatlara verebiliyoruz. Üstadın bir hatasında da isyan bayraklarını çekebiliyoruz, küsebiliyoruz. Sonra daha olgun davranıyoruz. İç sesimizin yönlendirdiği ölçüde hareket ediyoruz. Gurmeler gibi tadıyoruz öğretileri, beğendiğimizi beğendiğimiz kadar alıyoruz. En azından benim için öyle oldu…

Güzel bir farkındalık yaşadığını tahmin ederken önemli bir hizmete vesile olduğunu da düşünüyorum. Bunları bizimle paylaştığın için de teşekkür ederim. 

 

 

Sizin fikriniz nedir?