Yaratıcılıkta “son nokta”

Yazı: Şebnem Özkan

  

Bu başlığın iki nedeni var. Birincisi, yeni kuşakların en gençlerimiz olması ve dolayısıyla noktayı koymuş olmaları… İkincisi ise bu insanların gerçekten de çok yaratıcı olmaları.

Öyle ki yaratıcılık, yeni çağın çocuklarının genel belirleyici özelliklerinden biri sayılıyor. Işık Çağı Çocuklarının ve gençlerinin sekiz grubu var ve hangi grup olursa olsun yaratıcılık, bu insanların yapısında hali hazırda mevcut! Nasıl mı?

Çevre mi, genler mi? tartışması psikoloji biliminin olmazsa olmalarındandır… Ve Işık Çağının Çocukları ikisini de sağlıyor gibi gözüküyor. Çevresel etkenler açısından, ilerleyen teknoloji ve hızlanan yaşam hem daha fazla olanak sunuyor hem de bizleri daralan zaman ve azalan kaynaklar yüzünden daha yaratıcı olmaya zorluyor. Bir de, çocukların ailenin odak noktası olma durumu var tabii. Problematik yaşam koşulları dışında hemen her ailede çocuk artık hayatı yönlendirici bir konumda. Ona danışılıyor, onun istedikleri yapılıyor, ona söz hakkı veriliyor… Benim çocukluğumda durum maalesef böyle değildi. Biz, “Çocuk otur dedin mi oturur, sus dedin mi susar” mottosuyla büyüdük! Uyduk mu bunlara tartışılır tabii de, o ayrı konu…

Anne babalar, eğitimciler, danışmanlar, kısacası yeni kuşak çocuklarla haşır neşir olan herkes aynı fikirde: Onlar çok farklılar. Çünkü onların düşünce şekilleri farklı, yaşam anlayışları farklı… Onlar; Işık Çağı Çocukları

Gelelim genetik konusuna: Işık Çağı Çocukları’nın genetik yapıları üzerine yapılan çalışmalar, bu çocuklarda 3 sarmallı DNA`nın gözlenmesine kadar gidiyor! (Evet, yanlış okumadınız!…) Ancak bu araştırmalar henüz oldukça sınırlı. Hatta yapılmaları bile sınırlanıyor ve kamuoyuna duyurulmaları da!… O yüzden şimdilik burada duralım ve daha fazla araştırmanın yapılacağı günleri iple çektiğimizi söylemekle yetinelim.

Anne babalar, eğitimciler, danışmanlar, kısacası yeni kuşak çocuklarla haşır neşir olan herkes aynı fikirde: Onlar çok farklılar. Çünkü onların düşünce şekilleri farklı, yaşam anlayışları farklı… Işık Çağı Çocukları’nın ilk grubu olan İndigolar, işte bu nedenden ötürü en çok Dikkat Eksikliği Hiperaktivie Bozukluğu ile teşhis edilen grup olmuştu. X Kuşağı olarak da bilinen bu insanlar; dikkatsiz, dürtüsel, ilgisiz, asi, kararsız, maymun iştahlı ve başına buyruk olarak yargılanmışlardı. Oysa araştırmalar gösteriyor ki onlar aynı zamanda dünya üzerindeki en yaratıcı insanlardandı…

İndigolardan sonraki gruplar da başka hastalıklarla kategorize edildiler. Örneğin Kristaller otizm ve Down Sendromu, Gökkuşağı ve Yıldız Çocuklar öğrenme bozuklukları ve Asperger Sendromu, Altın ve Melek Çocuklar bipolar bozukluk, Yunus Çocuklar yine otizm, “Yüksek Hassasiyetler” ve Kronik Yorgunluk Sendromu ve yeniçağın çocukları genel olarak uyku bozuklukları ve algı işletim bozuklukları ile bolca teşhis edildiler. 2014 senesinde doğmaya başladıkları için henüz çok küçük olan Elmas Işık Çocuklar için öngörüde bile bulunmak istemiyorum!  Sadece umuyorum ki ilerleyen yıllarda yeni birtakım hastalık tanımlarıyla karşılaşmayalım…

Richard Branson, Bill Gates, Mark Zuckerberg gibi şu an dünya üzerindeki çok başarılı ve tanınmış yöneticilerin ve girişimcilerin yüzde 50`si yukarıda sayılan hastalıklardan en az biriyle teşhis edilmiş durumda. Pek çok araştırmacı, Einstein, Edison gibi bilim insanları bugün yaşasalardı muhakkak bu hastalıklardan biriyle teşhis edileceklerini iddia ediyor. Ama belki de yeniyi hayal etmek, olmayanı yaratmak ve hayata geçirmek için işte bu “farklı” düşünce şekilleri gerekiyor!

Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, insanın yaratıcılığını harekete geçirebilmek için bildiğimiz yöntemlerden değişik bir uygulama gerekiyor. Yaratıcılık aslında genel olarak kabul gören yaratıcı düşünce şekillerini değil, düşünmemeyi gerektiriyor. Beyin, analitik düşünme melekesinin kullanıldığı beta frekansından ziyade, meditatif ve uykulu bir hal yaratan alfa frekansında iken, kişi evrenin sonsuz fikirlerine ve ilhamına daha açık oluyor. Alfa frekansı ise öyle gözüküyor ki Işık Çağı Çocukları tarafından doğal olarak kolaylıkla kullanılabiliyor.

Edison, çözemediği bir problem olduğunda veya yaratıcı bir fikre ihtiyaç duyduğunda, oturduğu yerde minik şekerlemeler yaparmış. Ancak uykuya dalmadan önce de eline birkaç çakıl taşı almayı ihmal etmezmiş. Tam uykuya daldığı esnada eli gevşeyip de çakıl taşları yere düşünce çıkan sesten uyandığında, kafasındaki fikirler ihtiyacı olan çözümü oluşturuyor olurlarmış. Dünyada çığır açan buluşlara imza atan bir bilim insanı olan Edison, alfa frekansına ulaşabilmek için yukarıdaki yöntemi uygulamaya ihtiyaç duyarken, Işık Çağı Çocukları bu frekansa doğal olarak ulaşabiliyorlar.

O yüzden bir Işık Çağı insanı iseniz şanslısınız!… Bu başlık altına tam olarak alınamıyorsanız, diğer bir deyişle tevellüdü 1970`lerden önce olan dostlardansanız da hiç merak etmeyin; Işık Çağı Çocukları ve Gençleri en iyi öğretmenlerimiz.

 

Sizin fikriniz nedir?