Şuur’a Dair

 

Şuur, aldıklarımızı uygulayabilme farkındalığıdır.

“Şuurlu musun?” diye sorduğunuzda, “hayır değilim” diyecek birini bulmak zor olur.

Yaşantımıza şuuru katabilme olgusunu idrak etme niyeti ile çalışmaya başladığımızda, “kesinlikle şuurluyum” diyen bir varlık iken, önce içimizde şuurun yokluğunu fark ederiz. Sonra yavaş yavaş bir bebek gibi içimizde büyütebileceğimizi görür ve bunu deneyimlemeye başlarız.

Şuur, aldıklarımızı uygulayabilme farkındalığıdır. Öğrenilen entelektüel bilginin, kütüphane rafına kaldırılmış kitaplar gibi tozlu kalmasından ziyade o kitaplardaki bilgilerin günlük yaşantımızda deneyimlenmesidir. Karşılaşılan olay örgülerinde, o bilgiyi çağırabilmektir.

Merve Ay 

En yakınınızda olan birine “Şuurlu musun?” diye sorduğunuzda alacağınız ilk cevap “Elbette”, “Kesinlikle”, “Tabii ki” olacaktır. “Hayır değilim” diyecek birini bulmak zor olur. Şu an kendi kendinize de aynı soruyu yönelttiğinizde aynı cevaplar düşecektir zihninize. Bu cevaplar ilk an’da dile gelen otomatik cevaplardır ve ne kadar şuurlu olduğu bile meçhuldür. İşte tam da buradan bakabilmeliyiz şuura, bu sorudan ne anladığımızdan ve verdiğimiz cevaba göre bir yol çizmeliyiz.

Bir gün mesai bitiminde, ofiste beraber çalıştığım bir arkadaşımla metrodayız. Dedim ki “Sen şuurlu bir varlık mısın?” Önce birkaç saniye gözlerimin içine baktı ve belki de konuşmanın nereye gideceğini anlamlandırmaya çalıştı. “Evet, şuurluyum” dedi. “Peki, şuurlu olmak sence ne demek?” dedim. “Kendini bilmek” dedi. “Peki, kendini biliyor musun?” dedim.  “Elbette” dedi. Ardında kocaman bir bilgi okyanusu olan “Kendini Bilmek”, sadece iki kelime ama yüzyıllardır insanoğlunun üzerinde çalıştığı bir kavram. Öylece, dilimizden kolayca çıkabiliyor. “Ya bildiğimizi zannediyorsak? Biraz bu konuda düşününce aslında kendimizi bilmediğimizi ve sadece öyle olduğunu düşündüğümüzü fark ettiğimizde bakış açımızın değişebileceğini söylesem” dedim. Önce şaşkın bir ifade ile baktı. Tam olarak anlayamadığı belliydi. Zaten anlamasını değil de, şuuruna bir kırıntı serpiştirmeyi hedeflemiştim. “Örnek verebilir misiniz?” dedi. “ Bir koca günü ve bu koca gün içerisinde kendimizi düşündüğümüzde, verdiğimiz tepkilerin, duyguların ve düşüncelerin farklılığı, daldan dala atlayan bir maymun gibi değişkenlik gösteren zihnin, bir dakika önce başka bir şey iken, bir dakika sonra farklı bir halde olmasının farkında mıyız? Tüm bu tepkileri ne kadar farkındalıkla yapıyoruz? Yoksa, hepsi otomatik midir? Mekanikliği fark edebildiğimizde şuura da yeni bir pencereden bakabilecek olmaktan, yürürken, yemek yerken, çalışırken, konuşurken tüm bunları farkındalıkla yapabilmekten, mekanikliği bırakarak dikkat ile yol almaktan, var olan potansiyeli kalıpların dışında kullanabilmekten bahsediyorum.”

Olaylara, insanlara, nesnelere, duygulara, düşüncelere ve hareketlere bakışımız değişmeye başlar. Hepsi şuur parçasının gelişmesi ile mümkün olur. Geliştikçe de hep daha geniş olan başka bir algıya doğru ilerlenir. Sonsuzdur bu algı, sonu var mıdır sorgulanmaz ama bu akışta yükselerek ilerlemek besler bizleri.

Şuur, aldıklarımızı uygulayabilme farkındalığıdır. Öğrenilen entelektüel bilginin, kütüphane rafına kaldırılmış kitaplar gibi tozlu kalmasından ziyade o kitaplardaki bilgilerin günlük yaşantımızda deneyimlenmesidir. Karşılaşılan olay örgülerinde, o bilgiyi çağırabilmektir. İlla ki çok büyük olaylar olmasına da gerek yoktur, günlük akışta karşılaştığınız her şey, yaptığınız her hareket bu şuur parçasını taşıyabilir. Olaylara bu algı ile baktığımızda -ki bunun en kıymetli cevheri dikkattir- şuur kanallarımızı açabiliriz. Önümüze çıkan herhangi bir olayda, tepkiyi vermeden önce bir an öncesi ve bir an sonrasını an’da düşünmek, sonrasında da olumlu ya da olumsuz uygun olan tepkiyi verebilmek şuuru barındırır. Mekanik olduğumuzda olaylar bizi yönetir, ancak şuuru katabildiğimizde biz olayları yönetir hale geliriz.

Yaşantımıza şuuru katabilme olgusunu idrak etme niyeti ile çalışmaya başladığımızda, “kesinlikle şuurluyum” diyen bir varlık iken, önce içimizde şuurun yokluğunu fark ederiz. Sonra yavaş yavaş bir bebek gibi içimizde büyütebileceğimizi görür ve bunu deneyimlemeye başlarız. Olaylara bakışımız bu yönde ilerledikçe, her defasında daha da fazla tutunacağımız bir şey oluşur. İçsel bir istek ve çaba yükselir. Olaylara, insanlara, nesnelere, duygulara, düşüncelere ve hareketlere bakışımız değişmeye başlar. Hepsi şuur parçasının gelişmesi ile mümkün olur. Geliştikçe de hep daha geniş olan başka bir algıya doğru ilerlenir. Sonsuzdur bu algı, sonu var mıdır sorgulanmaz ama bu akışta yükselerek ilerlemek besler bizleri.

Hepimizin kendine ait, kendine özgü cümleleri vardır.  Nasıl tanımlandığından ziyade, söylendiğinde karşıdakine dokunabilmesidir önemli olan. Bu cümleler gerçekten kalpten geldiğinde, yaşanmış, tecrübe edilmiş gerçeklerin ifadesi olduğunda, o zaman karşımızdakini çok derinden etkiler. Karşı tarafın şuurunda bir şimşek gibi çakar ve kalpten kalbe bir köprü kurulur. Her hikayenin, her paylaşımın kendi içinde bir dinamiği bulunur ve gerçek samimiyet ile aktarıldığında insanın kendi de, çevresi de o tesiri hisseder. Kalpten ve samimiyet ile yapılan her şey şuur parçası taşır ve yukarının ipine tutunmayı sağlar. İşte tam da bu yüzden kıymetlidir.

Şuuru gerçek anlamda anlayabilmek için, içimizde onu yeniden inşa edeceğimiz bir boşluk yaratmalıyız. Bu boşluk belirsizlik anlamında değildir. Bu boşluk, yeni olana kabımızda yer açabilmektir. Çünkü yeniyi idrak edebilmek ve algılayabilmek için onu dolduracağımız yeni bir alana ihtiyaç vardır. Belki bu konuda önyargılarımızı, şüphelerimizi bırakmak temiz bir sayfa açmayı başarabilmektir. Çünkü gerçek dediğimiz şey o boşluk ile birlikte içimizde yükselecektir. Ve bu, denemeye değecek eşsiz bir tecrübedir.

Mail : merve.ay@yukseksuurbilimleridernegi.com

Web : yukseksuurakademi.com

FB : facebook.com/YuksekSuurAkademi/