Yazı: Krishnananda

 

Bugün ilişkilerinde, Matthew Alexandra’nın onu hayatına almadığını ya da Matthew’un istediği kadar açık ve şeffaf olmadığını hissediyordu. Buna karşılık Alexandra eleştirildiğini, yargılandığını ve farklı olmasının beklendiğini hissediyordu. Yaraları çok farklı şekillerde ortaya çıkıyordu. Matthew  sürekli daha yakın olmak istiyor ve Alexandra’nın ona verebildikleriyle tatmin olmuyordu. Alexandra Matthew’un kendi alanına girdiğini hissediyor ve onu olduğu gibi, sürekli şikayet edip ondan daha fazlasını olmasını istemeden kabul edip sevemediği için üzülüyordu.Her ikisi de, mutlu olmak için karşı tarafın değişmesi gerektiği hissine kapılmış ve kaybolmuştu.

 

Bu örnek, ilk cicim ayları sona erdiğinde ilişkilerimizin nasıl şekil aldığına dair bir örnektir. İki insan bir süre birlikte olduğunda, yaralarının çakışması kaçınılmazdır. Zaten birbirlerini bulmalarının sebeplerinden biri budur! Bir insanın ihmal edilme, terk edilme ve özlemini duyduğu sevgiyi, ilgiyi, yoğunluğu veya şefkati alamama hassasiyeti, bir diğerinin talep edilme, verdikleri konusunda yeterli olduğunu hissetmeme ve yeterince iyi, sevgi dolu veya ilgili değilmiş gibi hissetme hassasiyetleriyle kolaylıkla çakışabilir. Biz buna “yaraların çarpışması” adını veririz.

 

Her iki vakada da, bu durum bize tetiklenen yarayı tanıma, keşfetme ve hissetme fırsatı sunar. Ve bir de karşı tarafın farklı olmasını beklemek yerine, istediğimizi alamamamın verdiği hüznü yaşamayı öğrenme şansı.

Bu fırsatı değerlendirmek için iki farkındalık şarttır:

  1. Yakınlık en derin yaralarımızı tetikler ve diğer kişiye odaklanmaktansa yaranın derinliklerine inmeyi seçmek bize bağlıdır.
  2. Karşı tarafın değişmesi gerektiğine dair beklentimiz, ilişkimizi sabote eden en büyük etkendir.

Elbette söylemek, yapmaktan daha kolaydır.

Almamız gerektiğine inandığımız şeyi almadığımızda, bunun hıncını partnerimizden çıkarmak için güçlü bir dürtü duyarız.

Çünkü büyük olasılıkla onun değişmesi gerektiğine inanıyoruzdur.

Ve içimizdeki yaralı parça için, partnerimizden çaresizce ihtiyaç duyduğumuz şeyi almadığımızda, bu bir ölüm kalım meselesi gibidir. Tıpkı çocukken olduğu gibi.

Ama bugün sevgiyi sürekli kılmak için öğrenmemiz gereken iki ders vardır:

  1. Diğer insanın burada olma amacı bizi tatmin etmek, çocukluğumuzda mahrum kaldığımız ve bugün hala eksikliğini hissettiğimiz şeyleri bize vermek değildir.
  2. Partnerimizin beklenti ve talepleri altında ezildiğimizi hissediyorsak, dimdik ayakta durmak ve bir sınır koymak bizim sorumluluğumuzdur.

Her iki durumda da içsel çalışma gereklidir.

İstediğimiz sevgiyi alamadığımızda canımız yanar.

O noktadan, otomatik olarak saldırı, içe kapanma veya suçlamayla tepki verebilir veya bir davranış veya madde aracılığıyla rahatlamaya çalışma gayretine girebiliriz.

Bu durumlardaki içsel çalışmamız, terk edilme yaramızın tetiklendiğinin farkına varmak, tepki vermekten kaçınmayı öğrenmek, bizi tepki vermeye iten inançları belirlemek ve en önemlisi devreye soktuğumuz bedensel hisleri, korku ve acıları hissetmektir.

İstediğimiz sevgiyi alamadığımızda tepki vermemek ve öfke ve hayal kırıklığımızla yüzleşmek çok zordur.

Bu, sevginin partner veya arkadaşımızın o ihtiyaçları karşılamak zorunda olduğu anlamına gelmediğini anlamamızı sağlar. Onun kendi yaraları ve hassasiyetleri vardır ve her insanın bireyselliğine derin bir saygı duymak zorundayızdır.

İşgal edilme yaralarımız tetiklendiğinde de benzer bir çalışma yaparız. Bu yarayı tetikleyen unsuru fark ederek başlar ve işgali ya da ihlali deneyimlediğimizde yaşadığımız korku ve acıyı keşfederiz.

Genelde kendi ihtiyaçlarımızın arkasında durduğumuz takdirde reddedileceğimiz ya da cezalandırılacağımız korkularımız sınır koyma becerimizi engeller ve bizim o korkuları hissetmemiz ve onlarla yüzleşmemiz gerekir.

Bazen bir insan bizden bir şey beklediğinde ya da bizi yargıladığında şoka girer ve kendimizi savunma ihtiyacı bile hissetmeyiz. Belki o anda donup kalırız… ve o donma halinin hissedilmesi ve çok sevilmesi gerekir.

Tüm ilişkilerimiz olmasa da çoğu ilişki her iki dersi de farklı zamanlarda karşımıza çıkarır.

Sevgiyi sürekli kılmayı başarmak, yaralarla yüzleşmeye ve büyümemiz ve olgunlaşmamız için varoluşun bize öğretmek istediği dersleri öğrenmeye istekli olduğumuz anlamına gelir.

Kaynak: Krishnananda ve Amana’dan Sevgiyi Öğrenme Gazetesi. 2014/4.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.